Osmanlının kara yüzü ; Cellatlar

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 23:38

tesettür giyim

Videolarımızın devamı için Kanalımıza Abone olmayı unutmayınız. 🙂

Cellat kelimesi Arapçada kamçı vuran eziyet eden anlamına gelmektedir.

CellatlarOsmanlı’nın kudretli olduğu 15’inci yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır.

Başta devlet adamları olmak üzere idam cezasına çarptırılan her kimse, ölümü cellatların elinden oldu.
Bostancı Ocağı’na bağlı bir ocaktan türeyen cellatlar, genellikle Hırvat ve Çingeneler arasından seçilirdi.

Yazılanlara göre ilk kurulduğunda beş cellât varmış kuruluştan sonra bu rakam yetmişe kadar yükselmiştir.

Cellatlar özellikle sağar ve dilsizlerden seçilirlerdi.

Bundaki amaç cellatların idam ettikleri şahsın son çığlıklarını duymasını engellemek ve yaptığı işten olumsuz yönde etkilenmesini önlemekti.

Cellatların arasında da rütbe esastı. Örneğin devlet adamlarının idamı söz konusu olduğunda bunu sıradan bir cellat değil, cellatbaşı ismindeki bostancıların lideri gerçekleştirirdi.

Hırsızlar genellikle hırsızlık yaptıkları semtte bazende girdikleri evin önünde asılırlardı.
Katiller ise işkence ile öldürülürlerdi.
İşkence ile idamın iki şekli varmış:
Çarmıh,
Çengel
Çengel; İstanbul’da Eminönü’nde uygulanırdı. Eşkıya ve korsanlar bu yolla idam edilirlerdi
Çarmıh; Çarmıha gerildikten sonra omuzlarına mumlar yakılır.
Bir devenin üstüne konularak şehirde dolaştırılır, halka teşhir edilirmiş.
Ölmezse akşamüstü idam edilirmiş.

İdam kararı alınan kişi önce Topkapı Sarayı’nda bulunan Cellat Çeşmesi’nin önüne getirilir burada cellatın kılıç darbesiyle infaz gerçekleşirdi.

Cellat Çeşmesi, adını cellatların idam sonrası kanlı kılıç veya baltalarını yıkadığı çeşme olması nedeniyle almıştır.
Çeşmenin önündeki taş ise infaz edilen kişinin ibret alınması için kellesinin sergilendiği ibret taşıdır, çeşmenin de, bu taşın da hatıraları çok kanlıdır. Kafası cellat satırı ile uçurulan binlerce insanın kelleleri bu ibret taşının üstünde teşhir edildi ve cellatlar satır, bıçak ve usturalarındaki insan kanlarını bu çeşmede yıkayıp akıttılar.

Cellâtlar daha sonra idam edilen kişilerin kesik başlarını koltuğunun altına koyarlarmış.
Kelle koltukta geziyoruz sözleri bu yapılan işlemlerden sonra çıkmıştır.

Ancak infaz işlemi sadece bu çeşmenin önünde gerçekleşmez, Balıkhane Kasrı’nda kementle boğularak mahkum öldürülür, ardından cesedinin ayağına taş bağlanması itibariyle denize atılırdı.
Vezirler, sadrazamlar, devlet adamları genellikle boğdurulur, sıradan şahısların kılıçla başları vurulurdu.
İdam edilecek şahıs, İstanbul dışında bir bölgedeyse, kesilen başının bozulmaması için bal dolu bir torbaya konulur, İstanbula geldiğinde padişaha gösterilirdi.
Bu nedenle özellikle devlet adamlarının pek çoğunun çift mezarı bulunur; zira başı bir yerde bedeni ise başka bir yerde gömülü bir çok devlet adamı vardır.

Bir mahkum cellada verildi mi, kıyafetleri ile beraber üzerinden çıkan her şey cellatların olurdu; bu eşyalar toplanır ve senede bir veya iki defa büyük bir mezat ile satılırdı.

Buna «Cellat pazarı» denilirdi. Cellat pazarlarında çok kıymetli eşyalar bulunurdu ve sahipleri cellat elinde can verdiklerinden, uğursuzluğa yorularak hakiki değerinden çok ucuza satılırdı.

Cellatlar evlenmezlerdi
İnsanlar tarafından pekte sevilmezlerdi
Sağar ve dilsiz oldukları için sürekli yalnız kalırlardı
Halk devamlı beddua alırlar, hakarete uğrarlarmış
Tarihte Bir ikisinin ismi bilinirken yüzlercenin ismi hiçbir zaman bilinmemiştir.
Öldükten sonra Mezar taşlarında isimleri bile yazılmazdı.

Buradaki amaç ise zaten dua alamayan cellatların üstüne bir de ismi üzerinden beddua almamalarıdır. Aynı zamanda cellatların yakınlarının da hayatı bu şekilde korunmak istenmiştir.

Kimse onların mezarlarının kendi mezarları yanında ya da yakınında olmasını istemezmiş. Bu yüzden Cellat mezarlığı diye bir mezarlık ortaya çıkmıştır.

Bugün ki Eyüp Mezarlığı’nın en eski isimleri aslında cellatlardır. İstanbul’un ücra tarafında kaldığı yıllarda cellatlar buraya gömülmüşlerdi.

Cellatların uzak yerlere gömülmesinin nedeni ise halkın cellatların mezarlarını yakınlarında görmek ve insanların aynı mezarlığa gömülmek dahi istememesi idi.
1.5 metre boyunda bir taştan ibârettir sâdece. Sessiz, sedâsız, isimsiz ve duâsız mezar taşlarıdır cellât mezar ları
Bütün bu acınası hayatlarında kendilerince bir tesellileri varmış:
“Hükmü sultân olmazsa, hatâ gelmez cellâttan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir